Yeni Makaleler

Liderin Doğrusu… Kendi Yolu

Liderlikle ilgili çok sık olarak rastlanılan bir ifade ‘Liderlerin doğru iş’i, yaptıkları; yöneticilerin ise iş’i, doğru yaptıkları’ şeklinde yapılmış olan tanımlamadır. Bu ifade aynı zamanda

İşletme Yapılandırma ve Yönetim Süreçlerinde Teknoloji Kavramı ve Çalışmaları

İş yaşamında sözü edilen teknoloji kavramı, ekonomi biliminde ve işletme yönetimi alanında  farklı anlamları işaret eden içeriklere sahiptir.

Ekonomi Alanında Teknoloji Kavramı ; Genel Açıklama

Bir toplumda ekonomik büyüme, o ekonomideki kişi başına Gayrisafi Yurtiçi Hasılasındaki(GSYİH) artışla ölçülür. Ekonomik büyümenin gerçekleşmesi de üretim fonksiyonunu oluşturan faktörlerin  gelişme düzeyi ile ilişkilidir.

Daha geniş bir deyişle,  ekonomik büyümeyi gösteren  kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıla, sözkonusu toplumdaki üretim  ile ilişkilendirilmekte; üretim fonksiyonunun da toplumun teknoloj, fiziki sermaye stoku ve işgücü etkinliği bileşkesine bağlı bulunduğu  ifade edilmektedir.

Bu ifade aşağıdaki şekilde formülle gösterilebilir.

Toplam Üretim Fonksiyonu = Teknoloji düzeyi x (Fiziki Sermaye stoku x İşgücü etkinliği)

Ekonomi bilimi uzmanlarının çalışmalarında  vardıkları bir sonuç da, fiziki sermaye stoğunun ve işgücünün azalan marjinal verimi nedeni ile, sürdürülebilir büyümenin sadece fiziki sermaye ve işgücünün arttırılması ile mümkün olamayacağıdır.

Ampirik kanıtlar  gelişmiş ülkelerde gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) artışındaki en etkili faktörün teknolojik gelişme olduğunu  göstermektedir. Bu bağlamda sürdürülebilir büyümenin en makul belirleyicisinin teknolojik gelişme olduğu hususunda da geniş bir önkabul bulunmaktadır.

Gerçekten de alan uzmanları, teknolojik gelişme sürecini başlatan sanayi devrimi  ve sonrasında yaşanılan ekonomik büyüme oranlarındaki artış hızının, dünya tarihinin önceki hiçbir döneminde görülmediğini ifade etmektedirler.

Hatta bazı fütüristler daha da ileri giderek, teknolojik gelişmelerdeki üstel(exponential) büyümenin itici  gücü nedeniyle, 21. Yüzyıldaki  ekonomik büyümenin, önceki 20.000 yıllık dönemdeki ilerlemeye eşdeğer olabileceğini ileri sürüyorlar.

Ekonomik büyümenin önemli ve olumlu etkileyici bileşeni olan teknolojinin, yıkıcı etkileri de olabilmektedir.

Avusturyalı ekonomist Joseph Schumpeter, toplumsal büyüme ve refah üzerinde olumlu etkileri bulunan teknolojik değişim düzeyinin ana unsurunun, aslında ‘yaratıcı yıkım’ olarak adlandırdığı olumsuz etkilerle oluştuğunu ileri sürmüştür.

Yaratıcı yıkım, toplumda yeni teknolojilerin eski teknolojilerin yerine geçtiği, duruma uyum gösteren yeni işletmelerin eskilerinin yerini aldığı, kurumsal ve bireysel yeni yetkinliklerin eskilerini gereksiz hale getirdiği bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Ekonomik ve hatta  siyasi olarak  kazananlar ve kaybedenlerin bulunduğu bu süreç her alanda rastlanılan  değişim sürecinin ayrılmaz  doğal bir parçasıdır.

Yaratıcı yıkım sürecinin en büyük kaybedenleri işgücü piyasalarında emeğini bir ücret karşılığı arz edenlerdir, ve tarihte yeni teknolojilere en büyük karşı koymalar da bu kesimden gelmiştir.

1811 yılında İngiliz tekstil işçileri, işgücü  istihdamını azaltan yeni teknolojileri kullanan fabrikalara karşı  direnmenin  ötesinde, şiddetli bir mücadele başlatmıştı.  Sanayi devrimcileri ile karşıtları arasındaki bu mücadele,  aralarında Lord Byron ve dönemin önde gelen bazı siyasetçi ve düşünürlerine göre  makineleşme karştlığının ötesinde,  bilinçli bir sınıfsal savaşdı.

Sözkonusu dönemde İngiliz tekstil işçileri,  iş gücünden tasarruf sağlayan makineler nedeni ile  işsiz kalacaklarını düşünerek çeteler halinde fabrikalara saldırarak, makineleri kırarak, mucit ve fabrika sahiplerini hedef alıp evlerini yakıp yıkarak, hatta suikastler gerçekleştirerek şiddetli bir savaş başlattılar.  İsyanlar her geçen gün şiddetini daha da arttırdı. Takriben iki yıl süren isyanlar göreve çağrılan ordunun da yardımı ile tamamen bastırıldı ve düzinelerce isyancı asılarak idam edildi.

Adını, isyandan önceki yıllarda bir öfke sonucu rastladığı bir makine tezgahını kıran, ve sonraki dönemlerde destansı bir şekilde isyan hareketinin başı olarak folklorik bir karaktere dönüştürülen  Ned Ludd’dan alarak Luddist İsyanları olarak bilinen bu savaş, teknolojik gelişme ve fabrikalaşma yönelimini tabii ki durduramadı. Ama hareketin adı Luddizm, ‘yeni teknoloji karşıtı, ya da teknoloji cahili’ kişileri tanımlamak için anlamı değiştirilerek  kavramlaştı ve günümüze dek yaşadı.

İnsanlık tarihi bilim, teknoloji ve sanatta birçok başarıların olduğu 19. Yüzyıldan önce de gelişmeler yaşanmıştı. Antik Yunan, Antik Roma ve Venedik  parlak dönemler yaşanmıştır. O dönemlerde de çeşitli buluşlar teknolojik  gelişmeler olmuştur. Ama büyüme ve refah dönemleri sürdürülebilir olmamıştır.

Ama 1820 lerden sonraki ‘Modern Zamanlar’ olarak adlandırılan 250 yıllık dönemde büyüme sürdürülebilir bir şekilde gelişti. Bu durumun en büyük nedeni teknolojik buluşların ve değişimin hızındaki artış idi.

Bugün gelinen noktada ekonomik büyüme ve sürdürülebilir refahın en önemli temel nedenleri arasında teknoloji gelişim hızı ön sırayı almaktadır. Teknolojik ilerleme üretkenliği arttırarak,  satın alınan mal ve hizmetlerin maliyetlerini düşürerek toplumsal yaşam standartlarını yükseltmektedir.  Bu nedenle de büyük veya küçük ölçekli tüm kurumlarda AR-GE faaliyetlerine gösterilen destek ekonomide üstel büyümelerin kaynağı olarak görülmektedir.

İşletme Yönetiminde Teknoloji Kavramı ; Modernist Çalışmalara Kısa Bir Bakış

Yazının giriş paragrafında bahsedildiği gibi, işletme ve yönetim alanında  teknoloji kavramı, ekonomi biliminin tanımladığından daha farklı bir anlama sahiptir.

Ekonomi biliminde üretim fonksiyonunda fiziki sermaye stoku ve işgücü etkinliği bileşkesine bağlı olarak büyüme ve gelişmede önemli bir faktör olarak sözü edilen teknoloji kavramı,  işletme ve yönetim alanında ‘teknoloji’, ‘teknoloji yapısı’, ‘kullanılan teknolojiler’ gibi farklı açılımlarla  girdilerin çıktı haline dönüştürülmesi sürecinde işyerindeki makine ve ekipmanların  kullanım yoğunluğunu işaret eden bir anlama sahiptir.

İşletme yönetimi alanında  teknoloji kavramı,  dar anlamıyla,  işyerinde tüm süreçlerde yararlanılan ‘makine, ekipman ve araçlar’ olarak  düşünülebilir. Geniş anlamda teknoloji kavramı ise,  işlerin gerçekleştirilmesi sürecindeki  sadece makine, ekipman ve araçları değil,  çalışanların yetkinlik düzeyi, ve  iş’in boyutlarını da içerir.

Bu bağlamda işletme yönetimi alanında  daha kısa ve sade olarak teknoloji tanımı ‘işletmelerde her türlü  maddenin(girdi) çıktıya dönüştürme sürecinde yararlanılan,  entelektüel ve fikirsel birikimler de içeren, fiziksel  araç ve süreçler’ olarak yapılmaktadır.

Modernist  yaklaşım bakış açısı ile işletme yapısı-teknoloji ilişkileri kapsamındaki çalışmalarda, teknoloji terimi ile  üretim faaliyetlerinin gerektirdiği teknik altyapı kastedilmektedir.

Temel teknolojiler(core technologies) olarak  kavramlaştırılan bu unsur, bir işletmenin temel  mal ve hizmetlerinin üretiminde yararlandığı/kullandığı yoğun teknik altyapıdır. Bu bağlamda bir imalat işletmesinde temel teknolojiler,  onun imalat süreçlerinde kullandığı teknik altyapıdır. Aynı şekilde bir perakende işletmesinin temel teknolojisi, hizmetin üretilmesinde, yani alım, satım ve tezgahüstü sergileme faaliyetleri sürecindeki kullandığı teknik altyapıdır.

Teknolojilerin(teknik altyapılar) iş süreçleri, çalışan davranışları ve  organizasyon yapıları üzerindeki etkileri konusunda çeşitli çalışmalar yapılmış ve bulgular elde edilmiştir.  Bu çalışmalarda da, diğer modernist çalışmalarda olduğu gibi, ‘teknoloji’ kavramı,  etkililik ve verimliliğe odaklanarak  çeşitli boyutları  itibarı incelenmiş ve ölçülmeye çalışılmıştır.

1940 yıllarında E.L.Trist ve K.W.Bamforth tarafından, işyerinde kullanılacak yeni bir teknolojinin(mekanizasyon),  sosyal ilişkiler ve iş’in verimli olarak yapılması üzerindeki etkilerini incelemek üzere bir araştırma yapılmıştır.

Joan Woodward ve arkadaşları 1953-58 yılları arasında İngiltere’de faaliyet gösteren  imalat işletmelerinin, ‘..klasik yönetim ilkelerini ne derecede uyguladıkları ve bu uygulamaların firmalar için başarı sağlayıp sağlamadığı..’  konusunda  araştırmalar yapmışlardır. Aynı grup daha sonraki yıllarda, bu sefer ‘organizasyon yapı özellikleri ile kullanılan teknolojiler arasında ilişkileri’ araştırmışlardır.

Aston grup araştırmacılarından  D.S.Pugh ve D.J.Hickson, 1960lı yılların sonlarına doğru işletmelerde yapı, teknoloji ve çevre ilişkileri ile ilgili bir araştırma yapmışlardır.  Daha önceki çalışmalar(Woodward, Trist ve  Bamforth) teknoloji kavramını bir bütün olarak ele alıp inceleme konusu yapmalarına  rağmen, Pugh ve Hickson teknolojiyi  alt kavramlar halinde ayırt ederek(örneğin, faaliyet çeşitliliği, iş akışı koordinasyonu, iş akışı kontrolu, gibi) araştırmalarına dahil etmişlerdir.  Bu bağlamda Pugh ve Hickson araştırması, teknoloji ve yapı ilişkilerini, ölçek boyutu da dahil olmak üzere  çok boyutlu olarak,  çeşitli faktörler  itibarı ile  inceleyen bir araştırmadır.

Organizasyon yapıları üzerinde kullanılan teknolojilerin etkili olduğunu ileri süren J.Woodward araştırma bulguları, ve  işletme ölçeğinin organizasyon yapısı üzerinde daha önemli etkisi olduğunu ileri süren  Pugh ve Hickson(Aston grubu) araştırma bulguları,  birbirleri ile örtüşmeyen  sonuçları  nedeni ile araştırmacıları alanda daha ileri çalışmalar yapmaya sevketmiştir.

Bu bağlamda P.Blau ve arkadaşları, Woodward ve Aston grubunun  çalışmalarında kullandıkları yöntemlerle,  çeşitli  faktörlerin, ve bu arada  kullanılan teknolojilerin  organizasyon  yapıları  üzerinde etkisi  konusunda  yeni araştırmalar gerçekleştirmiştir.

Harvard üniversitesinden Shoshana  Zuboff,  1990’lı yıllarda işletmelerde yararlanılan ve araştırma konusu yapılan teknoloji boyutuna, son dönemlerde gelişen bilişim teknolojilerini de dahil eden çalışmalar başlatmıştır.  Zuboff günümüzde işletmelerin kullandıkları makineleri ‘akıllı makineler’ olarak tanımlamakta ve bu makinelerin, geçmiş yıllarda işletmede teknik altyapısı içinde yer alan geleneksel makinelerden çok daha nitelikli ve özellikli olduğunu,  dolayısı ile iş ve organizasyon yapıları üzerindeki etkilerinin de farklı olduğunu ileri sürdüğü çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Modernist Çalışmalarda Üç Önemli Teknoloji Altboyutu; Bağımlılık, Belirsizlik ve Çeşitlilik

Ancak işletme ve yönetim alanında  en çok rastlanılan ve  çalışma yapılan  üç teknoloji altboyutu;  bağımlılık, belirsizlik ve çeşitlilik altboyutlarıdır.

Teknolojilerde Bağımlılık altboyutu, teknoloji çalışmalarında ele alınması ve incelenmesi gerekli unsurların  birbirleri ile  etkileşimi  ve birbirlerine bağımlılığı ile ilgilidir.

Teknolojilerde Belirsizlik veya Öngörülememe altboyutu, teknoloji kavramının içerdiği ve  eşzamanlı olarak ele alınması, incelenmesi ve uğraşılması gereken teknolojik unsurların değişkenliği, dinamikliği ve davranışları konusunda belirsizliklerle ilgilidir.

Teknolojilerde Karmaşıklık veya Çeşitlilik altboyutu, teknoloji  çalışmalarında eşzamanlı olarak ele alınması, incelenmesi  ve uğraşılması gereken  teknolojik unsurların  sayısı ve çeşitliliği ile ilgilidir.

J.D.Thompson temel teknoloji türleri konusunda 1967 de yayınladığı çalışmalarında teknolojiyi ‘bağımlılık’ altboyutu ile ele alarak incelemiştir.Teorik  nitelikli bu çalışmada her tür işletmede  kullanılan temel teknoloji türlerini; Aracı, Bağlı, ve  Yoğun teknolojiler olarak sınıflamıştır.

Aracı Teknolojiler(Mediating Technologies), standart üretim süreçleri bulunmakla beraber birimler bazında  farklı müşteri ve tüketicilerin  beklentilerine uygun, farklı girdi ve çıktılarla mal ve hizmet üreten işletmelerin kullandıkları teknoloji türüdür.  Birimler bağlı oldukları merkez(bütün) ile irtibat  ve ilişki içinde(bütüne bağımlılık;bütüncül bağımlılık) olarak  kendi faaliyetlerini gerçekleştirirken, diğer  birimler ile ilişki ve etkileşim içinde olmazlar ve birbirlerinin  faaliyetlerinden fazlaca etkilenmezler. Dolayısı ile aralarında ardışık, sıralı veya karşılıklı bir bağımlılık bulunmamaktadır.

Bağlı Teknolojiler(Long-linked Technologies), üretim sürecinin birimler arasında ardışık ve sıralı  olarak aşamalar halinde gerçekleştiği teknolojilerdir. Birimler arasında ardışık ve sıralı bir bağımlılık bulunmaktadır. İşletmenin her birimi üretim sürecinde kendinden önce gelen diğer birimin çıktısını girdi olarak almakta, kendi üretimini yaparak süreçte kendinden sonraki birime çıktı olarak göndermektedir. Sonraki birim de aynı süreci tekrarlayarak üretim sürecini devam ettirmektedir.

Yoğun Teknolojiler(Intensive Technologies), standart dışı üretim süreçleri ile farklı birimler arasında karşılıklı etkileşim içinde farklı isteklere ve beklentilere uygun  mal ve hizmet üreten işletmelerde  ve alt birimlerinde kullanılan teknoloji türüdür. Birimler arasında karşılıklı bağımlılık vardır. Birbirleri ile karşıklı girdi-çıktı ilişkisi içinde bulunarak üretim süreçlerini tamamlamak zorunda olan birimler arasında etkileşim yüksektir ve üretim sürecinin tamamlanması yüksek derecede koordinasyon  gerektirir.

C.B. Perrow, işletmenin kullandığı teknolojilerin, veya  başka bir deyişle, işletmede iş’ler yapılırken yararlanılan teknik altyapının  işletmenin performansı ve organizasyon yapısı  temelinde  incelendiği çalışmalarında iki altboyuttan yararlanmıştır.

İlk altboyut yapılan iş’in çeşitliliği ile ilgilidir. Çalışanların günlük, rutin(olağan)  işlerinin dışında karşılaştığı istisnalar(değişkenlik) ve  bu istisnaların sayısı, işlerin çeşitliliği ile ilgili bir göstergedir. Bu bağlamda çalışanların yaptıkları iş’ler son derecede olağan, yeknesak, ‘rutin’ işler,  veya herzaman karşılaşmadıkları, olağan dışı, ‘rutin olmayan’ işler olarak tanımlanmakta ve sınıflanmaktadır.

İkinci altboyut  iş’in belirsizliği ile ilgili olup, inceleme/analiz süreci gerektirip gerektirmediği ile ilgilidir. Bazı iş’leri yapabilmek kolaydır. Analiz edilebilen işler alışılmış ve standart usul, prosedür  ve yöntemlerle  görülebilir. Diğer bazı iş’ler ise belirsiz veya karmaşıktır, kolayca analiz ve incelemesi yapılamaz.

Yukarıdaki iki altboyut itibarı ile  işletmelerde yararlanılan teknoloji türleri sınıflaması aşağıdaki gibidir:

Rutin Teknolojiler, standart, olağan, hergün karşılaşılan ve belirlenmiş usul ve yöntemlerle kolayca gerçekleştirilen işlerdir. İstisnalar azdır, belirlenmiş sistematik usul ve yöntemlerle  analiz ve inceleme yapmak kolaydır.

Rutin olmayan teknolojiler, standart dışı, olağan dışı, hergün karşılaşılmayan ve belirlenmiş usul ve yöntemlerle gerçekleştirilemeyen işlerdir. İstisnalar çoktur, belirsiz, olağan dışı işleri yapmak için standart usul ve prosedürler yoktur.

Sanatsal teknolojiler gerektiren  işler standart usul ve prosedürlerle gerçekleşir, ama olağandışı, standart dışı, istisna işlerle karşılaşıldığında usul ve prodedürler yeterli olamayacağından çalışanların yaratıcı, sorun çözücü, doğaçlama teknikleri ile çözüm yaratmaları gerekir.

Mühendislik teknolojisi gerektiren işlerde karşılaşılacak sorunlar farklı ve çeşitlidir. Karşılaşılan farklı işleri halihazır standart usul ve yöntemlerle yapmak mümkün olamaz. Ancak karşılaşılabilecek farklı sorunların çözümü ile ilgili belirlenmiş prosedürler sayesinde inceleme ve analiz kolaylığı mevcuttur.

İşletmelerde kullanılan teknolojiler kavramını açıkladığımız ve alanda modernist yöntemlerle yapılan çalışmaları kısaca ele aldığımız bu yazımızda, postmodernist, sembolist yorumcul ve benzeri  yaklaşımlar  yer almamıştır. Bunun nedeni alanda  gerek epistemolojik, gerekse ontolojik olarak sözü edilen yaklaşımlar çerçevesinde yapılmış çalışmalara yaygın olarak  rastlanmamasıdır.

Yukarıdaki paragraflarda bahsettiğimiz bir hususu tekrarlayarak yazımıza son vermek istiyoruz.

Günümüz ekonomik ve sosyal yaşamında, tüm büyük veya küçük ölçekli kurumlarda teknoloji kullanımı ve gelişimi, sektörel rekabet üstünlüğü kazanımında, ülkeler temelinde karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olmada, ve dolayısı ile toplumsal refah düzeyinin yükselmesinde  en önemli faktör olarak görülmektedir.

Ned Ludd ve taraftarı Luddistler bugünlerde yaşasalardı, sanırım işletmelerde kullanılan teknolojileri  işgücünün istihdam kaybı ve yoksulluk nedeni olarak görmezler; yasal zeminde yapacakları  mücadelelerinin yönünü  tüm dünya ülkelerinde geniş toplumsal kesimlerin yoksulluğuna neden olan ayırımcı ve verimsiz yatırım politikalarına,  eşitsiz bölüşüm politikalarına, ve politik gücün dağıtımında haksız veya yanlış uygulamalar gerçekleştiren dışlayıcı ekonomik kurumlara doğru çevirirlerdi.

Bu içeriği paylaşmak istermisiniz?

Facebook
Twitter
LinkedIn

Bu içeriği yorum yazmak istermisiniz?